4/21/2010

Dört Kadın Dört Koku...

Biz kadınlar kendimize en yakışan kokuyu bulmak için çırpınıp durmaz mıyız? Cimri eşler ve sevgililer en güzelinin kendi kokumuz olduğunu söyler ama elbet biz bunu yemeyiz. Duty free'den çıkan bir kadın profili bile vardır hatta. Her kokuyu denemek için azar azar sıkanlar uçakta yanınıza oturunca neye uğradığınızı şaşırırsınız. Ben bu arayışın sonunda 4 koku buldum kendime. En neticede hepimizin ayrı ayrı kimlikleri var. Tek bir kokuya bağlı kalmak çok monoton olacaktır. Kimi zaman masum, kimi zaman çekici, kimi zaman ciddi..İşte her anıma ve halime hitap eden favori dörtlüm...   
Chloe'nin bu kokusunun kesinlikle 30 yaş kokusu olarak düşünüyorum. Kendine güvenen, baskın bir koku.  Kesinlikle kadınsı ve çok şık. Chloe intense adında yeni bir siyah saten kurdelalı versiyonu da çıktı. Birini gündüz birini gece kullanımı için düşünebilirsiniz.

 
Adı üstünde papatya kıvamında bir koku. Neşeli, zarif, masum, ferah ama aynı zamanda da kadınsı. Bir anda yürüyen bir çiçek buketi olduğunuzu düşüneceksiniz. Pek anlamam ama parfüm menekşe yaprakları, menekşe taç yaprakları, yasemin taç yaprakları, çilek, kan kırmızı greyfurt notaları misk, vanilya ve beyaz odunlar ile harmanlanmış.


                                  

Parfümün şekli şemali de en az kendisi kadar iç açıcı. Marc Jacobs işin içinde olunca ürünün şişesinde bile ayrı bir estetik bulmak mümkün oluyor. Dekorasyon için bile kullanılır!

Bir başka Marc Jacobs kokusu. Sanırım kendisi bu kadınlık durumlarından iyi anlıyor. Genç bir kadın, güzel, cilveli, ve tarzı olan. Yine anlamamakla birlikte kendimi yazmak zorunda hissediyorum: Üst notalarında pembe biber,armut,yakut kırmızı greyfurt kalp notalarında gül,şakayık,sardunya vardır. Alt notalarda ise vanilya,tonka fasulyesi,kremsi misk yer alır.
  

Ve sıra sonuncuda. L'occitane'dan Cherry Blossom. Bir sürü marka bu kokudan çıkardı ama hiçbiri onun yerini tutamaz. Tam bir uyku kokusu..Sıkınca o kadar rahatlıyorsunuz ki bir rehavet çöküyor diyebilirim.

NOT: Bu arada tüm bu kokular strawberry'de daha uygun fiyatlardan satılıyor. Demedi demeyin...




4/18/2010

http://www.manoloblahnikshop.com

Daha henüz ayakkabı almaktan hoşlanmayan bir kadına rastlamadım. Kadınlar ve ayakkabılar denklemini çözmek mümkün değil. Bilinç altı mıdır, bir öğreti midir bilmem ama biz kadınların bu küçük aksesuarlara bayıldığımızı biliyorum. En azından kendi adıma bu itirafta bulunabilirim.
İzleyenler bilir, bu durumun en abartı örneği bir televizyon klasiği olan Sex&City'nin genç, seksi köşe yazarı Carrie Bradshaw'dur. Bu kadının her giydiği ayakkabı ayrı bir reklam malzemesi olmuş, karakteri canlandıran Sarah Jessica Parker bu sayede köşeyi dönmüştür.
Bu dizide sıkça duyduğunuz Manolo Blahnik'in aslında bir internet satış adresi var. Elbette ürünler üçe beşe satılmıyor ama kendini şımartmak isteyenlerin uğramasını şddetle tavsiye ederim.
İstanbul sosyetesi kazıklana dursun bu adreste ürünleri %70'e varan indirimle bulmanız mümkün.
NOT: Adreste ayrcıa Louboutain ve Jimmy Choo'lar da var, demedi demeyin...






4/04/2010

The Imaginarium of Doctor Parnassus

Şükür ki en sonunda üzerine düşünebileceğim, yazabileceğim de bir film girdi vizyona. Son zamanlarda sabun köpüğü filmler izlemekten gerçek sinemanın tadını unuttuğumu fark ettim.


Memleketteki hanımlara sorsam bana üç aktör ismi söyleyin hem yakışıklı olsun hem yetenekli; muhtemelen Johhny Deep, Jude Law ve Heath Ledger isimleri listenin önde gelenlerinden olacaktır. Dr.Parnassus ayrıca Tom Waits, Christopher Plummer gibi büyük isimleri de kadroda buluşturuyor. Nedendir bilmem ama genelde pırıltılı isimlerin toplandığı prodüksiyonlar fiyaskoyla sonlanır ama yönetmen ve senaryoda Terry Gilliam ismini görünce durum şüphesiz başka bir hal alıyor. 

                                   

Kendisi şahsen bayıldığım Monty Python ekibinin kurucularının tek İngiliz olmayan ismidir. (izlemeyenler için özellikle Holly Grail şiddetle tavsiye edilir.).


Yönetmenin animasyon geçmişi ve bu daldaki büyük yeteneği filmlerinde fantastik -sürreal atmosferleri bu kadar başarılı oluşturmasında şüphesiz büyük önem taşıyor. Gişe anlamında en popüler filmi olarak Brad Pitt'i şaşı gözleriyle hafızalarımıza kazıdığımız Twelve Monkeys'i gösterebiliriz. Belki de yönetmenin elit sanat sever kitleden çıkıp halka ulaşmayı başarabildiği tek filmi oldu.

                                                   

Terry Gilliam fimlerini ikiye ayırırım. 1.İlk izlediğinizde anlayabileceğiniz kadar hazmı kolay olanlar. (örn. 12 Monkeys)  2. Kağıt altındaki bozuk paranın şeklini çıkarır gibi birkaç defa izleyerek ve üstüne düşünerek filmin bütününü görebildiğiniz binlerce anlama gebe filmler.(Brazil en iyi örnektir.). 

Dr.Parnassus'u ilk grubun içine sokmak mümkün değil. Zira filmin sunduğu sürreal öğelerin ve pek de alışık olmadığımız bir biçimde işlenen ironik ahlak sorgulamasının tek izleyişte anlaşılmasının oldukça zor olduğunu kabul etmeliyim. Yönetmenin önceki yapıtlarını izlememiş olanlar ve bu filme bir gişe filmi gözüyle gidenler büyük hayal kırıklığı yaşayıp büyük ihtimalle ilk yarım saatte salonu terk edecektir.  Zira birbiri içine geçmiş zincir diyologlardan birini kaçırmak demek filmden kopmanıza neden olabilir. O yüzden yakışıklı aktörlerin boy gösterdiği bir ticari yapıt olarak görmeyip filme ilk anından itibaren tüm dikkatinizi vermenizi öneririm.  

Filmi özetlemek gerekirse: Dr. Parnassus ve şeytanın iddiası... Parnassus kaybederse kızı 16 yaşına girdiğinde onu şeytana teslim edecektir. Sürenin dolmasına son iki gün kalmıştır. Köprüde asılı bulunan bir adam herşeyin değişmesine neden olur. Parnassus kızını şeytana kaptırmamak için herşeyi yapmaya hazırdır.

Peki aslında Dr.Parnassus neyin metaforudur? İnsanların düşlerini kontrol edebilen bu adamın insanların zihinlerine girip kontrol etmesi yerine onların kendi yollarnı kendilerinin belirlemesini istemesi "din, kader" tartışmalarına nasıl bir göndermede bulunur? İyi ve kötünün ironik bir sorgulaması..

Gişe yapmayacağını bildiğim ama muhakkak üzerine düşünülmesi gereken bir film.

İyi seyirler.  

4/01/2010

Bayrampaşa'daki IKEA mağdurları için bir kurtarıcı: Earth Cafe



Forum Bayrampaşa'nın yanındaki IKEA'da tam da ruhumu teslim ederken bu restoranı keşfettim. Açlıktan  ve yorgunluktan gözlerimin feri sönmüştü ki buradaki yemeklerle kendime geldim. O yüzden de kendisinin bende ayrı bir yeri var.



Öğrendim ki mekanın asıl kaynağı toplamda 6 şubesiyle Yunanistan'mış. Diğer yabancı memleketlere alışkınız da bunu ilk defa duydum.


Kocaman menüleri ve birbirinden güzel lezzetleriyle midenizi, mekanın dekorasyonu da göz zevkinizi doyuracaksınız.  





3/27/2010

Duyurulur ! Bu Akşam Salon'da Belle du Berry & David Lewis Konseri..


Sene 2003 Fransız kırsalında bir gençlik kampında tanıştım Paris Combo'nun Living Room albümüyle. Tam bir sene boyunca takıntılı bir biçimde dinledim kendilerini. Bir süre sonra albüm Beyoğlunun sokaklarına da düştü. Billur sesli Belle du Berry vazgeçilmezlerimden biridir.
Öğrendim ki trompetçi David ile ikili grubu küçültüp kendilerine ait Quizz adıyla yeni bir albüm çıkarmışlar. Eminim ki tadından doyum olmaz. Hele bir de ikiliyi sahnede izlemek! Swing, caz, kabere! Daha da ne olsun..   
Saat 10'da, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Salon'da.

3/20/2010

Erken bir Sürpriz Doğumgünü Kutlaması...


Her zaman sorgulamışımdır ben anamın karnında nasıl 9 ay beklemişim diye. Benim gibi tezcan bir insan mümkün değil 7 aydan fazla bekleyemez. Nitekim bu sene en sonunda doğumgünümü de aslından 5 gün önce kutladım. Artık içim rahat:) 
Sevgili ofis arkadaşlarım bana rağmen çok güzel bir hazırlık yapmışlar. Bana rağmen çünkü tüm hazırlıklarına istemeden maydanoz olmuşum. Onlar sayesinde fotoğraftaki bu iki bayan- ki biri ben biri de Hale olur- aynı gün doğumgünlerimizi kutladık. Pek de güzel oldu!! 


Big Chefs'teydik. Önünden geçerken nasıldır diye merak ettiğim İstanbul'un yeni mekanlarından biri. Şu anda biri Tünel'de biri de Etiler'de iki şubeleri var. Markaların İstanbul'dan ihraç edilmesine alışkınız ancak bu sefer bir Ankaralı mekan İstanbul'a transfer edildi.  



Ve evet biliyorum tatlı yemeye bir son vermezsem sonum pek de hayırlı olmayacak. O gece de yine kendimi tutamadım, kendiminki bir yana arkadaşların siparişlerine de sulandım. Buradaki keşiflerim ise: Bıcı bıcı ve kestaneli beyaz çikolatalı sufle. Her ne kadar mekan Bıcı Bıcıyı(ünlü bir Hatay tatlısıymış) pofpoflasa da ben kestaneli sufleye tek kelimeyle bayıldım. Uzun zamandır böyle birşey tatmaşımtım!!   


Bıcı Bıcı
Kestaneli beyaz çikolatalı sufle

 Neysee haliiim çıksın faliiimmm!!Ve de üstüne bir Türk kahvesi.Bu sunumu da özellikle çok beğendim.


Ve işte mekanın menüye tarifini eklediği Bıcı Bıcı'nın yapılışı:(5 kişilik)
Muhallebisi için malzeme:
675 gr süt, 125 gr toz şeker,50 gr. nişasta, az vanilya, az damla sakızı. 
Muhallebinin Yapılışı:
Süt, şeker, vanilya, damla sakızı kaynatılır. Bu karışıma nişasta ilave edilir. Üç dk. kaynattıktan sonra küçük bir tepsiye dökülür. Üç saat dolapta bekledikten sonra porsiyonlara bölünür.
 Muhallebi Sosu:
250 gr. su, 250 gr. şeker, 125 gr. frambuaz, 125 gr. doğranmış çilek, 3 adet taze gül yaprakları, 10 damla gül suyu.
Sosun Yapılışı:
Su, şeker ve gül yaprakları kaynatılır. Kaynadıktan sonra diğer malzemeler ilave edilir ve soğutulur.

Son olarak bir porsiyon tatlı tabağa alınır. Üzerine 1 top damla sakızlı dondurma konulur. Sostan bir kepçe dökülür, küçük bir adet nane ve gül yaprağı konulup servis edilir.

AFİYET OLSUN!




3/13/2010

Ding Dong! Perde Açılıyor, 29.İstanbul Film Festivaline Az Kaldı!


Memleketin sanat ve film severleri için koşuşturma başlamak üzere. 3-18 Nisan tarihlerinde İstanbul'un sinemalarında 57 ülkeden 243 yönetmenin 200'ün üzerinde filmini izleme şansımız olacak. Acar gazeteciniz rolümü üstlenerek bu festivalden ilk gözüme çarpanları sizlerle paylaşmayı bir borç bilirim. Buyrunuz..

Akbank Gala filmleri
Festivalin ilk dokuz gecesi Atlas Sinemasında gösterilecek Akbank Gala filmlerini kaçırmamakta fayda var. Birkaç öneri:

Ünlü Amerikalı moda tasarımcısı Tom Ford’un Christopher Isherwood’un Türkçe’ye de aynı adla aktarılan romanından uyarladığı, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği ilk filmi Tek Başına bir Adam / A Single Man. Filmde eşcinsel bir üniversite profesörünü canlandıran, Colin Firth bu rolüyle hem BAFTA’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü hem de Venedik Film Festivali’nde Volpi Kupası’nı kazandı ve En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday oldu. Filmde Colin Firth’e Julianne Moore eşlik ediyor.


San Sebastian Film Festivali’nin açılış filmi olan Büyük Hata / Chloé, Akbank Galaları’nın öne çıkan filmlerinden. Kanadalı yönetmen Atom Egoyan’ın Hitchock gerilimlerini anımsatan son filmi Büyük Hata, Fransız yönetmen Anne Fontaine’in 2003 yapımı Nathalie adlı filmine gönderme niteliğinde bir psikolojik gerilim.




Nora Ephron’ın son filmi Julie & Julia, farklı zaman dilimlerinde yaşamalarına rağmen benzer zorlukları yaşamış, yemek yapma tutkusu olan iki kadının gerçek hayat öykülerine dayanıyor. Başrolde Merly Streep’e Amy Adams eşlik ediyor. Meryl Streep, bu filmdeki rolüyle Ocak ayında Altın Küre kazandı ve Oscar’a aday gösterildi.


Bağımsız filmlerin yönetmeni Jim Jarmusch bu kez bir polisiye-gerilim filmiyle sinemaseverlerle buluşacak. Gael Garcia Bernal, Hiam Abbass, Tilda Swinton gibi yıldız oyuncularla dolu Kontrolün Limitleri / The Limits of Control, Isaach de Bankole’nin canlandırdığı gizemli bir yalnız adamın kanun dışı faaliyetlerinin peşinde İspanya’da geçen bir yol filmi.


Kızkardeşim Evleniyor ve Mürekkep Balığı ve Balina filmleriyle tanınan Noah Baumbach, “rahatsız aileler” konusundaki uzmanlığını son filmi Greenberg’de de sürdürüyor. Kara mizah yüklü Greenberg’in başrolündeki Ben Stiller, New York’tan Los Angeles’a taşınan, bu arada da erkek kardeşine bakmak zorunda kalan bir adamı canlandırıyor. Filmin senaryosunu Baumbach, eşi Jennifer Jason Leigh ile birlikte yazmış.




Antidepresan
 İKSV de yüzyılın gerçeğini göz ardı etmeyip şehrin tüm depresiflerini sevindirecek bir bölüm eklemiş programa. Atın tüm ilaçları ve kendinizi programın bu eğlenceli bölümüne bırakın. İşte birkaç film:

Bunny ile Boğa / Bunny and the Bull, İngiliz mizahıyla yoğrulmuş son derece eğlenceli ve yaratıcı bir yol filmi. Paul King’in yönettiği görsel açıdan Michel Gondry’yi anımsatan, filmin kahramanları, kartondan ve köpükten yapılma dekorların içinde İngiltere’den Avrupa seyahatine çıkıyorlar.



Kanadalı Jacob Tierney’nin yönettiği ilginç ergen filmi Troçki / The Trotsky, kendini Sovyet kahramanı Trotsky’nin reenkarnasyonu sanan bir gencin hikâyesini anlatıyor. 1995 yılında Terence Davies filmi The Neon Bible’ın başrol oyunculuğunu üstlenen Jacob Tierney’nin yönettiği film, Tokyo ve Halifax Film Festivallerinde İzleyici ödülü kazandı. Filmin yönetmeni Jacob Tierney de festival için İstanbul’a gelecek yönetmenlerden.



Dünya Festivallerinden
 
Bizim sınırların dışında neler olup bitiyor öğrenmek için paha biçilmez fırsat.
Geçtiğimiz yıl Çin’in resmi izni olmadığı halde katıldığı Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü alan, daha önce pek çok kez sansüre uğramış yönetmen Lou Ye’yi festival takipçileri Suzhou Nehri ve Mor Kelebek filmleriyle tanıyorlar. Yönetmenin son filmi Bahar Sarhoşu / Spring Fever, cesur ve sınır tanımayan sahneleriyle ateşli bir aşk üçgenini anlatıyor.
 


Andrea Arnold, bol ödüllü ilk filmi Kırmızı Yol’un ardından, 2009 Cannes Özel Jüri Ödüllü son filmi Akvaryum / Fish Tank ile bölümün öne çıkan isimlerinden. Hiphop tutkunu bir genç kızın dünyasını anlatan filmde çekici ve seksi baba figürü rolünde Açlık ve Soysuzlar Çetesi filmlerindeki performanslarıyla takdir edilen Micheal Fassbender var.





Son iki yıldır Aşk Şarkıları ve Güzel İnsan filmleriyle festival seyircisinin yaklından tanıdığı Christophe Honoré’nin son filmi Hayır Kızım, Dansa Gitmek Yok / Making Plans for Lena, kendi başına ayakta kalmaya çalışan bir kadının hikâyesi. Başrolünde Honoré’nin önceki filmlerinde de rol alan Chiara Mastroianni var.



Geceyarısı Çılgınlığı

Ey çılgın festivalciler! Gece uyku bilmezler sabah da kalkmak bilmezler için sarsıcı, kışkırtıcı, gerilim dolu filmler. Huhuuuu....


Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde yer alan 3 film, Cuma geceleri Beyoğlu ve Cumartesi geceleri Atlas sinemasında saat 24.00’te sinemaseverlerin uykusunu kaçırmaya hazırlanıyor.
İsveçli gazeteci-yazar Stieg Larsson’un Millennium Üçlemesi, tam 41 ülkede 21 milyon satarak rekor kıran, hipnotize edici, müthiş bir roman dizisi... Niels Arden Oplev tarafından, Türkiye’de de yayınlanan üçlemenin ilk kitabından sinemaya uyarlanan Ejderha Dövmeli Kız / The Girl with the Dragon Tattoo, İskandinavya’da izleyici rekorları kırdı. Film, hakaret suçundan hapse girmek üzere olan bir gazeteciyle gizemli, asosyal, uyumsuz bir hacker kızın, zengin, sanayici bir ailenin kanlı geçmişini araştırmalarını konu alıyor.




Gaspar Noé'nin Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi Boşluk / Enter the Void kendi deyimiyle “psikedelik bir melodram”. Tibet Ölüler Kitabı’ndan esinlenen, “çağdaş sinema terimleriyle tanımlanamayan” bu avangart film, iki kardeşin uyuşturucu dolu yolculuklarını halüsinasyonlar aracılığıyla anlatıyor. Filmin yönetmeni Gaspar Noé de festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelerek filminin gösteriminden önce seyircilerle buluşacak.



Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biri olan Bizi Şerden Koru / Deliver Us From Evil bir diğer kışkırtıcı geceyarısı filmi.. Son yıllarda Vekil Öğretmen / The Substitute ve Just Another Love Story filmleriyle tanınan Ole Bornedal, bu kez küçük bir kasabada patlak veren nefret ve yabancı düşmanlığı hikâyesini Bosnalı bir göçmenle iki kardeşin öyküsünü birleştirerek anlatıyor.
Festival biletleri;


- BİLETİX satış noktaları, ww.biletix.com ve Atlas, Yeni Rüya ve Kadıköy sinemalarında açılacak ana gişelerden, İKSV binası’ndan (Sadi Konuralp Caddesi No:5 Şişhane, her gün 10.00 -19.00 arası) alınabilecek.
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde bilet fiyatları tam 10 TL; öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için ise 7 TL olacak.

Hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli bilet uygulaması bu yıl da devam ediyor. Festival boyunca, hafta içi gündüz seansları (11.00–13.30 ve 16.00) yalnızca 3,50 TL olacak.
Akbank Galaları’nın bilet fiyatları ise 15 TL.
Filmlerin gösterim saatleri: 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30.

SÜRPRİZ FESTİVAL PARTİSİ
Muhteşem ve dopdolu bir festivalin muhteşem ve dopdolu bir partisi olur.
13 Nisan Salı akşamı hayatafarklibakanlar.com’un sürpriz sürpriz partisi İKSV’nin yepyeni etkinlik mekânı Salon’da yapılacak. Ayrıntılar çok yakında iksv.org/film’de…

Kaynak: İKSV film festivali basın bülteni.